FUDANJUKU

FUDANJUKU
Kesinlikle dinleyin.

Bangtan Sonyeondan

Bangtan Sonyeondan
Kesinlikle dinleyin.

11 Şubat 2015 Çarşamba

Şimşek Kız'ın güncesi-3. bölüm (Yangın)



Yorumlarınızı,fikirlerinizi beklerim.Yorum yapmayı unutmayın.





Her kes koridorda toplanmıştı.Bütün öğrenciler sanki maymun oynuyormuş gibi bakıyordu,normalde burnumu sokmazdım ama bu sefer müdahile etme ihtiyacı duydum.
“Herkes işine!Neye bakıyorsunuz?!” Öğrenciler bir an durdular,sonra herkes yavaş yavaş dağıldı.Derin bir nefes alıp mırıldandım. “Güzel.”
Jessica Shianna’yı sakinleştirmeye çalışıyordu.Kafasını kaldırıp bana baktı.Sessizce, “teşekkürler,” dedi.
Gülümsedim.Sonra Shianna’ya bakıp “Onu götürmeliyiz,” dedim. “burada kalamaz.Ailesini çağırmalıyız.”
“Bunlara sen karar veremezsin,Marmaris.”
Yavaşça arkamı döndüğümde,arkamda müdiremiz yaşlı cadaloz Tredforx’un durduğunu gördüm.
Tredforx bu okula geldiğimden beri anlamadığım bir şekilde bana gıcık olmuştu.Ben de ona gıcık olmuştum.Ondan hiç hoşlanmıyordum,bir çok kişi gibi.Sarışındı,dik bir burnu vardı.Olağandan bir az daha büyük duran omuzları ona direk misalı kötü bir görünüm kazandırıyordu.Çoğu zaman çatık duran kaşları,açık pembe rujunun garip bir görüntü verdiği sarkık dudakları ve çok ama çok koyu kahverengi,soğuk gözleri vardı.
“Efendim,Alida sadece yardım etmeye çalışıyor.”dedi Jessica,gözleri müdirenin üzerindeydi.Jessica da Tredforx’dan en az benim kadar hoşlanırdı ama aynı zamanda korkardı da.
“Shianna,ayağa kalk,ailene haber vermeliyiz.” Tredforx benim söylediğimle neredeyse aynı şeyi söyleyince içimden gülmek geldi.Ama kendimi tuttum.
“Hadi,Shianna,gidelim.” dedi Jessica,müdirenin(ya da benim) dediğini yerine getirerek. Shianna krize girmiş gibi kafasını iki yana sallıyor,kalkmıyordu.
“Onu bırakamam…”
 “Ozend de onunla gitsin,kız yalnız kalmasın.”dedi Tredforx.
“Pekala,efendim.”dedi Jessica.Shianna’yı kaldırmak için bir deneme daha yaptı ama kızın ölü kız kardeşini yalnız bırakmak istemediği belliydi.
 Birkaç dakika sonra Shianna kız kardeşinin yanından alınmış, ‘Ozend’ isimli çocukla birlikte götürülmüştü.Bu isim bana Windiana’nın doğum gününde verdiği davetliler listesinden tanıdıktı.
Tüm öğrenciler de evlerine gönderilmişti,ancak benim gitmeye niyetim yoktu.
“Önlem görmelisin,” dedim,Tredforx’a,tam da onun ‘çizgiyi aşma’ adlandırdığı kadar çok yaklaşmıştım ona. “ya başka cinayetler olursa?”
“Bunlara sen karar veremezsin,Marmaris.”dedi Tredforx,sert bir sesle. “Ayrıca benimle konuşurken efendim diyeceksin.”
“Yine de hiçbir önlem görmeden,sanki hiç böyle bir şey olmamış gibi devam edemezsin.”dedim,direterek. “İnsanlar korkacak,kimse okula-”
“Sen karar veremezsin dedim,Marmaris!” dedi Tredforx,yüzü öfkeden kasılmıştı. “Şimdi eve git!Hemen!”
Eve gitmek hiç de iyi bir fikir değildi,bana göre.Normal geçen hayatımda birkaç gariplik vardı,evet.Ve ben bunların neden böyle olduğunu öğrenmek istiyordum.
“Müdireyle görüşmem gerek,” dedi annem,eve geldiğimde. “senin önerini dikkate almaz ama benimkini kesinlikle alacak.Bir öğrenci öldü,bir şeyler yapmalılar.Ayrıca ya sana ve Windiana’la Olivia’ya bir şey olursa,o zaman ne olacak?”
“Anne,Kyle bu gece geldi mi?” dedim aklımı kemiren başka bir soruyu sorarak.Onun dediklerini neredeyse hiç dinlemiyordum.
“Neden soruyorsun,kahyamızdan hoşlanmadığını söylemiştin?”dedi annem,soruma soruyla karşı gelerek.
“Sadece soruyorum.”dedim,yalan söylüyordum.Aslında bunu sormamın nedeni hala aklımı kemiren kabustu.Bir kabusu bu kadar aklıma takacağımı hiç düşünmezdim ama kabus aklımdan gitmiyordu.Gerçekten de bir gölge gibi beni takip ediyor,her hatırladığımda iliklerime kadar ürpermemi sağlıyordu.
“Hayır,” diye itiraf etti annem,yüzünde tedirgin bir ifade vardı. “onun için çok endişeleniyorum.Ya başına bir şey gelirse?”
“Kahyaların başına bir şey gelmez,anne.”dedi Jane,kıkırdadı. “Muhtemelen filozof bir arkadaşıyla görüşmüştür.”
Başka zaman olsa buna gülerdim,ama aklımı kemiren düşünceler yüzünden bunu hiç duymamıştım,yine.    
“Tanya’nın partisine gideceksin herhalde,değil mi?” dedi annem,arkasına baktı kaşlarını kaldırarak. “Onu geri çeviremem,biliyorsun.”
“Ha?Ha,evet,geleceğim.Jane’le birlikte,dediği gibi.”dedim,aslında Tanya’nın partisini tamamen unutmuştum.Tanya annemin arkadaşıydı,evinde güzel olduğunu düşündüğü bir balo/parti veriyordu ve bizi de çağırmıştı.Annem ondan pek hoşlanmazdı,dediğine göre bir okuma kulübünde onunla tanışmıştı ve bir daha da onun peşini bırakmamıştı.Ve ayrıca Tanya’ya hayır demek de mümkün değildi.
Aynı zamanda Windiana ve Olivia’yı da çağırmıştı,yanımızda istediğimiz kişileri getirebileceğimizi de üzerine basa basa söylemişti.Partisinde çok insan olmasını severmiş.Aslında Windiana ve Olivia da gelmeseydi, bu partiye hayatta gitmezdim,Tanya aşırı sevdiği gülümsemesi ve iri kestane rengi,fazlasıyla rimel çektiği gözleriyle pek de hoşlandığım biri değildi.
Tanya’nın partisi ertesi gündü,okuldan geldikten hemen sonra gitmemiz gerekiyordu.Çok fazla konuşan insanların ve koridorda gezinip Preselia’nın neden öldüğü ile ilgili kafa ütüleyici senaryolarıyla geçen bir okul gününden sonra Tanya’nın partisine gitmek üzere hazırlandım.Jane de hazırlanmıştı,o her zamanki gibi benden daha iyi görünüyordu.Beyaz,dize kadar gelen bir elbise giymişti,saçları topuz yapmıştı.
Bense tozpembe ‘kokteyl’ elbisemi giymiştim.Saçımı ise her zamanki gibi örmüştüm.Tanya’nın tam da beklediğim gibi bana bakıp dudak bükeceğine emindim.Rus aksanıyla yapmacık bir sesle “çok güzel olmuşsun canım” diye yalan söyleyecekti.Umrumda değildi.
Annemse ikimizden de güzeldi,saçlarını açmıştı,benimki gibi koyu kahverengi uzun saçları kırık beyaz uzun elbisesiyle o kadar güzel görünüyordu ki,bir gün onun kadar güzel olabilir miyim diye düşündüm.
“Çok güzelsiniz kızlar,” dedi annem,bize bakıp kocaman gülümsedi.
“Sen daha güzelsin,annem.”dedim ona sarılıp,ben de gülümsedim.Annem hem zekiydi,hem güçlüydü,hem de güzeldi.
Kyle bu gün de yoktu.Ciddi anlamda kahyamızdan şüphelenmeye başladım.İçimden paranoyaklaşmaya başladığımı da söylüyordum ama kahyamızın bu kadar çok ortadan kaybolduğuna inanamıyordum.Bir yandan da tüm bunları bir kabusla bağlamamaya çalışıyordum,sonuçta gördüğüm kabus Kyle’ın gerçekten kötü  bir şey yaptığına işaret değildi,sadece rüyaydı.Tabii gördüğüm şey bir hayal ürünü değilse.
Tanya’nın evi evimize uzak değildi,büyük mavi malikanesi kocaman ve ihtişamlıydı.Kapısının üzerinde pembe,büyük harflerle ‘RUS EVİ’ yazıyordu.Tanya’nın gösterişten ve abartıdan hoşlandığını biliyordum ve kapısına Rus evi yazmak tam da onun tarzıydı.
Annem kapıya gidip zili çaldı.İkinci çalıştan sonra Tanya’nın fazla makyajlı yüzü kapıda belirdi.Gülümsüyordu,bem beyaz 32 dişini ortaya çıkararak hem de.
“Slivia!” dedi Tanya,anneme sarıldı.Annem de gülümseyip ona kocaman sarıldı.
“Tanya!Parti nasıl gidiyor?Umarım gecikmemişizdir.”
Tanya dudağını sadece kendinin bildiği bir şekilde bükerek ateş kırmızısı saçlarını arkaya attı. “Harika gidiyor.Jenya ve Nelya da burada mı?”
Bana inatla Alida demesini söylüyordum ama sanırım o bana inatla Nelya demeğe devam edecekti.Rus olduğundan ötürü bu ismimi kullanmayı daha uygun buluyordu herhalde.Jane’e de Jenya diyordu.
Annem geri çekilip yapmacık bir şekilde gülümseyen ikimizi ortaya çıkardı.Tanya ikimize de sarıldı.
“Jenya!Hala çillerin yerinde.İsmin de bana hala ingilizleri hatırlatıyor.” Jane’e bakıp dolgun dudaklarını belirginleştirerek kocaman gülümsedi.Jane artık gülümsemiyordu ama Tanya’ya sarıldı.Sarılırken bana bakıp kusarmış gibi yaptı.Kafa salladım.
Jane “Ben de seni gördüğüme sevindim Tanya,” dedi ayrıldıklarında, tekrar gülümseyerek. “Nasılsın?”
“İyiyim,harikayım.” Tanya bana baktı.Bana da tekrar kocaman sarıldı. “Nelya!” Beni baştan aşağı süzüp tam düşündüğüm gibi dudak büktü ve rus aksanıyla yapmacık bir sesle “Çok şık olmuşsun tatlım,” dedi.
Tanya’nın giydiği,saçları gibi alev kırmızısı,abartılı bir göğüs dekoltesi olan uzun kadife elbisesinin de çok güzel olduğunu düşünmüyordum.Ama yalan söyleyerek, “Sen de çok güzel olmuşsun,Tanya.”dedim.
Tanya bizi içeri davet etti.İçerisi de dışarısı kadar gösterişliydi,sanat eseri gibi görünen saçma tablolar,vitraylı camlar,kristal avizeler,gümüş,bronz ve altın heykeller…Herşey fazla para verilmiş gibi duruyordu.
Windiana ve Olivia bizim oturduğumuz masadaydılar.Onları görünce sarıldım,Tanya hakkında fikirlerimiz aynıydı.
Yemekler ıstakoz, dana çorbası, portakallı ördek ve tavuk buduydu,Tanya üzerine ve evin dekoruna verdiği kadar parayı yemeklere verseydi daha iyi vakit geçire bilirdim.O yüzden de fazla bir şey yiyemedim.
Dans başladığında Olivia ve Windiana beni zorla kaldırıp bir eş bulmak için götürdüler.Ne anlamı var ki?Dans ettiğimizde elimize ne geçecek?!
Olivia ve Windiana beni Tanya’nın evinin bodruma en yakın olan bölümüne götürdüler.Buraya daha önce gelmemiştim.Tam orada,Tredforx’un ‘Ozend’ diye bahsettiği çocuk duruyordu.Onu Shianna giderken yanında görmüştüm.Siyah dağınık saçları vardı,ama üzerinde saatlerce uğraşmış olduğu belliydi.
“Sence nasıl?” diye sordu Windiana,Fredrick’i işaret etti.Anlamadım,gidip ona ‘dans ede bilir miyiz?’diye söyleyecek miydim?Saçmalık!
“Ne nasıl?” dedim,kaşlarımı çatarak. “Gidip onu dansa mı kaldıracağım?”
Olivia gözlerini devirdi.“Ay,tabi ki hayır.Sadece seni onunla tanıştırmak istiyorduk.”
“Pekala,”  dedim,yutkundum. “bu çocukta özel bir şey göremiyorum.”
Goong!Yanlış cevap!Doğrusunu söylemek gerekirse fazlasıyla parlak yeşil gözlerine bayılmıştım.
“Tanrım,Alida!” Olivia bir kez daha gözlerini devirdi. “Topluma karışmanın zamanı gelmedi mi sence Bayan Kaplumbağa?”
“Pekala,pekala.” Çocuğu süzdüm. “Tanışalım bakalım.”
Olivia ve Windiana benimle birlikte Ozend’in yanına gittiler,beni de peşlerinden sürüklediler.
“Merhaba,Fredrick,” dedi Windiana,gülümseyerek.Çocuk hoştu,fena sayılmazdı,ama kesinlikle öyle içi gidilecek bir tip değildi.Tıpkı benim gibi sıkkın bir ifadeyle etrafa bakıyordu.
“Merhaba Windiana,” dedi,kuru bir sesle. “nasılsın bakalım?”
“Harika.”dedi Windiana,gülümsemesi daha da büyüdü.Olivia da Fredrick’e merhaba dedi ve gülümsedi. “Seni güzel bir arkadaşımızla tanıştırmak istiyorduk,Fredrick.Bu Alida.”
Konuya böyle aniden dalması beni şaşırtmıştı.Ama Fredrick gülümsemeyerek elimi sıkarken,bir anda ben de onun elini sıkıyordum.
“Fredrick,bu Alida Marmaris.Alida,bu Fredrick Ozend.Onu biz davet ettik,Tanya istediğimiz kişiyi davet etmemizi söylediği için biz de okuldan birkaç kişiyi davet ede biliriz diye düşünmüştük.” İkinci adımı kullanmaması hoşuma gitmişti,genellikle ikinci adımdan nefret ederdim.Nelya.Bana ölü bir yavru kertenkeleyi hatırlatıyordu,o yüzden ilk ismimi kullanmayı tercih ederdim,her ne kadar ikinci ismim ilk ismimle ve soy ismimle bir kafiye yaratsa da.Ayrıca 3. ismim Valantine(annemin bunu hangi akla hizmet koyduğunu hala bilmiyordum) bana eski İngiliz kızlarını hatırlatıyor ve kendimi hemen korseli bir elbise giymiş gibi hayal etmeme sebep oluyordu.Ve çoğunlukla bunu hayal ettiğimde gidip lavaboya kusmak istiyordum.
Fredrick elimi hala tutarak usulca gülümsedi. “Tanıştığımıza memnun oldum.”
Sıkılarak elimi geri çektim ve yüzüm gülümsemeden oldukça uzak bir ifadeyle “Ben de memnun oldum.”dedim.
“Pekala,bence siz ikiniz dans edebilirsiniz,” dedi Olivia buna çoktan karar vermiş gibi. “çok güzel bir şarkı var.”
Şarkı güzel falan değildi,rusçaydı ve tek kelimesini anlamıyordum.Ayrıca,şarkıyı horoz gibi sesi olan biri söylüyorsa bu şarkının iyilik derecesini daha da azaltıyordu,şarkıyı Tanya söylüyordu.Şu hayatımda sesi berbat olan birini tanıdıysam o kişi kesinlikle Tanya’ydı.
Fredrick’le dans etmeye başladık,kesinlikle mükemmel dans ediyordu.Bense ona ayak uydurmaya çalışıyordum.
Sessizliği bozmak,birazcık sohbet etmek amacıyla konuşmaya başladım. “Sanırım Shianna kız arkadaşın?” diye sordum.Anında sorduğuma pişman oldum.Açtığım konuya bak,sanırım başıma taş düşmüş.Onunla kız arkadaşları hakkında konuşmak mı?Delirmiş olmalıyım.
”Ondan ayrıldım.Dedikoduları duymuşsundur.“ dedi Fredrick gergin bir sesle. Shianna’nın kardeşinin başına gelenler vardı, şimdi onun sevgiye en çok ihtiyacı olduğu zamandı.Ama tabi seçim ona kalmıştı. “Sanırım yalnız kalmak istiyor.”
”Ayrıldığınıza üzüldüm.Şimdi onun sevgiye en çok ihtiyacı olan zaman.“ dedim düz,duygusuz bir sesle.Harika,sohbet etme kabiliyetim buraya kadardı demek.
Fredrick omuz silkti. “Yalnız kalmaya ihtiyacı vardı,ben de yalnız kalmasına izin verdim.”
Tanya’nın horoz sesli rusça şarkısı duruverdi.Tanya geçip öndeki masalardan birine oturdu,bizim yanımıza.Daha oynak bir şarkı çalıyordu şimdi.Biz de yerimize geçmiştik.
Windiana ve Olivia bana baktı beklentili bakışlarla. “Eee?” dedi Olivia.
“Ne ee?” diye sordum. “Dans ettik işte.”
“Ne oldu?Ondan hoşlandın mı?”
“Hoş bir çocuk ve dans ettik.Ne?Bana evlenme falan mı teklif edeceğini bekliyordunuz?”
Tam o arada Tanya konuştu. “Ah,demek toplum arasına karıştın.Bu iyi bir şey.Harika.”
Gözlerimi devirdim. “Karışmadım,karıştırdılar.”
Birkaç dakika sohbet ettik.Duman kokusu alıyordum,ama nereden geldiğini anlamıyordum.Hem duman kokusu da ne oluyor?İyice hayal görmeye başladım.
 Işıkların kapanmasıyla ve ortalığın karanlığa gömülmesiyle oda çığlıklarla doldu.Tanya sakin bir sesle “Sakin olun!” diye bağırdı telaşlı kalabalığa.Yüzündeki ifade bir garip hissetmeme neden oldu.Bir şeyleri yapmanın zamanının geldiğini düşünüyor,dediğini duydum meraklı ve kendini çok akıllı zaneden iç sesimin.Ben de ona Kes sesini! diyerek cevabı yapıştırdım.“Büyük ihtimalle elektrik kesilmesi.Herşey kontrol altında.”
Derken çat-pat sesleri gelmeye başladı.Korkuyordum.Windiana ve Olivia yanımdaydılar.“Neler oluyor?” dedi Windiana,kolumu sıktı.
“Ah,Windiana!Kolumu acıtıyorsun!” dedim, Windiana kolumu hemen bıraktı. “Ah,affedersin.”dedi mahcup mahcup.
Birkaç saniye içinde pahalı mobilyaları kaplayan alevler işin basit bir elektrik kesilmesi olmadığını söylüyordu.
 Tanya’nın rusça sövdüğünü duydum. “Herkes sakin olsun!Kimseye bir şey olmadan buradan çıkacağız.“ dedi rus aksanıyla.İç sesimin yine tahminler yapmaya başladığını duyuyordum.Yüzünden anladığım kadarıyla…Bu sefer bitirmesine izin vermedim.Kes sesini! diye bağırdım bir kez daha.
İnsan kalabalığı kapıya doğru çığlık çığlığa koşuşturmaya başlamıştı bile.
“Alida!” diye bağırdığını duydum Tanya’nın. “Buraya gelin!”
Öksürerek Tanya’nın peşinden Olivia ve Windiana ile gitmeye başladım,ama alevler başımı döndürüyordu.Devam edemeyeceğimi hissediyordum.Ağızımı açıp Olivia’yı,Windiana’yı ya da Tanya’yı çağırmaya çalıştım ama yapamadım.Başım sert zemine çarptı.Birilerinin bağırdığını duyuyordum,ama ondan sonrası yoktu.
Bir saat, yarım saat, ya da 1 gün sonra gözlerimi hastanede açtım.Öksürme sesi duydum.Gözlerimi açdığımda Fredrick yanımda duruyordu.
”İyi misin?“ diye sordu öksürmeyi bıraktığında.
İyi olup olmadığımı Fredrick’in merak etmesine şaşırmıştım.”İyiyim, diğerleri nerede?“ dedim kısık sesle,yerimde doğrulurken.
”İyiler merak etme.“ dedi Fredrick.
“Peki sen burada ne halt ediyorsun?” diye sordum kaşlarımı kaldırarak.Tanrım! diye düşündüm hemen.Yattığım odada bir erkek olması hemen aşırı sert konuşmamı harakete geçirmiş gibi duruyordu.Ama Fredrick basit bir cevap verdi.
“Göz kulak oluyorum.” Fredrick hoş bir çocuktu,ondan hoşlanmıştım.Ama Olivia ve Windiana’nın onu gözcü gibi başıma dikmeleri de pek hoşuma gitmemişti.
“Olivia ve Windiana seni başıma bakıcı mı dikti?” diye sordum gözlerimi devirerek. “Onlar nerede?”
Tam o anda kapı açıldı ve Olivia ile Windiana içeri girdiler.Telaşlı ve tedirgin görünüyorlardı.Fredrick ayağı kalktı.
“İyi misin?“ dedi Olivia,gelip bana sarıldı.
”İyiyim, bir şeyim yok.Siz iyi misiniz?“ dedim Olivia beni bıraktığında.
”İyiyiz.Çok korktuk, Alida!Seni bulamayınca….Neyse ki, Fredrick seni bulmuş,yardım çağırdı.“dedi Windiana,o da bana sarıldı.
“Tanya nerede?” diye sordum.
Sorumu Windiana cevapladı. “Yangının neden çıktığını anlamaya çalışıyor.Ha,bir de yarın sizin eve gelecekmiş Alida.Bazı şeyler hakkında konuşmak istiyormuş.”
“Peki.”dedim,Fredrick’e baktım.Ayaklanmıştı,gitmeye hazırlanıyordu. “Teşekkürler.”dedim arkasından. “Göz kulak olduğun için.”



Logo Design by FlamingText.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Oralarda Mavi Birşeyler bulamadım ama...