8.8.18

Film - Matrix - Reloaded,Revolutions

matrix ile ilgili görsel sonucu

Tekrar selam!

Artık her yerden duyduğum,sürekli gördüğüm ve çok da merak ettiğim bir film serisini bu yaz sonunda izledim.
Ve şimdiye kadar neden izlememişim diye kendime sordum.Ama cevap alamadım...

Matrix'i bilmeyeniniz var mı?Varsa lütfen gidip izlesin.
Mavi hap mı kırmızı mı sahnesiyle,kahiniyle,dövüş sahneleriyle,kısacası her şeyiyle gözde ve klasik bir film.

Matrix (Özgün adı: The Matrix), Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin yazıp-yönettiği bir bilim kurgu film. 1999 yılında gösterime girdi. Filmde Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss ve Hugo Weaving gibi yıldızlar yer almaktadır.
Matrix ABD'de 171,479,930 $, uluslararası olarak 288,900,000 $ hasılat ile toplam kazancı 460,379,930 $'a ulaşmıştır. Film ABD'de gösterime girdiği hafta 27,788,331 $ gelir elde etmiştir.
Saygın bir yazılım şirketinde çalışan Thomas Anderson (Keanu Reeves), gecelerini "Neo" adı altında program kırarak ve Matrix'i araştırarak geçirir. Esrarengiz şekilde Trinity ve Morpheus ile tanışan Neo, yaşadığı dünyanın aslında beyninde gerçekleşen bir simulasyon olduğunu, yani aslında Matrix'in içinde yaşadığını öğrendikten sonra oradan kurtarılır ve Morpheus'un önderliğindeki ekibe katılır. Neo gerçek dünyada ilk nefesini aldıktan sonra simulasyona tekrar girerek Matrix'in ne olduğunu kavrayacak ve kurtarılma nedenini öğrenerek gelişen olaylar çerçevesinde yeni kimliğini tanımaya çalışacaktır.

Her şeyiyle,harikaydı...

matrix neo gif ile ilgili görsel sonucu
sen,o'sun :D

Bu yazıda,serinin üç filminden,Matrix 1,Reloaded ve Revolutions'dan bahsedeceğim.Hepsini birleştireceğim.Üçü de bir birinden güzel çünkü.

Seri bana göre ve muhtemelen bir çok kişiye göre,muhtemelen şöyle ilerliyor: Matrix 1'de hiç bir şey anlamıyor ama hayranlıkla izliyor,Reloaded'da yavaş yavaş anlamaya başlıyor ve Revolutions'u artık ufkunuz açılarak izliyorsunuz.
Matrix dünyayı başka türlü görmemi sağladı diyebilirim.


matrix blue or red pill gif ile ilgili görsel sonucu

Similasyon teorisini düşünmemiş değilim,acaba bir oyunun,similasyonun içindeyiz de haberimiz yok diye.Yoksa irademiz olmasına rağmen,nasıl bazı şeyler kontrolümüz dışı gelişebiliyor ve ya kader diye bir şey nasıl olabiliyor.Acaba her şey programlandı da bizim haberimiz mi yok diye düşünmedim değil.
Ve Matrix tüm bu düşüncelerimle örtüşerek bana inanılmaz gü,zel bir deneyim kazandırdı.

Çok bahsetmeme gerek yok herhalde bu harikulade yapımdan,başından sonuna kadar küçük detaylarla dolu,her bir karesi ustalıkla tasarlanmış,işlediği konu da çok güzel,oyunculuklar ustaca,her şeyiyle izlemezseniz çok şey kaybedeceğiniz bir film.

Ayrıca Keanu Reeves'ı da sevdiren film :D


matrix neo gif ile ilgili görsel sonucu

Filmde en çok gördüğüm ve görmekten de zevk aldığım Neo'nun bitmek bilmeyen karizması(tabii ilk filmin bir yerinden sonra) ve dövüş sahneleri oldu.Ama ne dövüş sahneleri,müthiş güzel.Hepsini hayranlıkla izledim.Yazıda filmi sadece övebilirim gibi geliyor çünkü eleştirilecek ve ya bahsedilecek bir yanı yok gibi...Şimdiye kadar da herkes biliyordur.



Morpheus ve Nebuchadnezzar(yazana kadar canım çıktı...)
Morpheus ilk karesinden son karesine kadar filmin adamı,filmin kilit noktasıydı.İzlerken 'yürü be' etkisi yarattı bende,özellikle ikinci filmde bir harikaydı.Ve o gemisi...Özellikle ismi çok hoşuma gidiyor.

matrix trinity gif ile ilgili görsel sonucu

Ve filmin baş kadın karakteri Trinity.Üç film boyunca da 'ah be' diyerek izlediğim kadın...Ah be...
Ve Trinity ve Neo ikilisi...Bayılarak izledim kendilerini,bir-birlerine uyumları,karizmatiklikleri,harika bir çiftti.
spoiler - fakat sonunda Trinity öldü... :( spoiler bitti

Tam anlamıyla bir başyapıt.Dediğim gibi,izlemezseniz çok şey kaybedersiniz.Hemen gidin ve izleyin.
Ve son olarak,ya siz?Siz mavi hapı mı seçerdiniz,yoksa kırmızı hapı mı? :)

Başka yazılarda görüşmek üzere!
Jaa ne minna! ^_^
Logo Design by FlamingText.com

Film - Godfather - Baba



Selam dünya ben Menolly!

Bu yaz gerçekten ortalıktan kayboldum biliyorum.Burada hala merak edenler ya da okuyanlar kaldı mı bilmiyorum ama,bu blogun sahibi bu yaz ortadan gerçekten kaybolmak istedi ve kayboldu.Ara ara bir şeyler yazmaya çalışsam da genel olarak bir türlü düzenli bir şekilde yazamadım.Bunun bir çok sebebi var ve bunlardan biri de bu yaz yapmak istediğim çok farklı şeylerin olmasıydı.Ama burayı bırakmayı düşünmüyorum,devam edeceğim.Belki yine aralar vererek.


baba film ile ilgili görsel sonucu

Yazın son ayındayım ve gerçekten yapmak istediklerim çoğunu yaptım.Bir sürü film izledim ve kitap okudum,yeni bir sürü şey keşfettim,düzenli şekilde spor yaptım,fotoğraflar çektim.Yeni bir şeyler deneyimledim.

Gerçekten çok fazla film izledim ve bu filmlerden artık blogda bahsetmem gerekiyor.
Hadi başlayalım.

Godfather,eminim artık hepinizin bildiği bir filmdir.Artık klassikleşti kendisi.

Baba (İngilizce: The Godfather), Mario Puzo'nun yazdığı aynı adlı romandan uyarlanan, Francis Ford Coppola'nın yönettiği, Marlon Brando ve Al Pacino'nun başrollerini paylaştığı filmdir. Filmde ayrıca yardımcı rollerde James Caan, Robert Duvall, Diane Keaton, John Cazale vardır.Filmin hikâyesi, II. Dünya Savaşı'nın bittiği yıl olan 1945'te başlar ve 10 yıllık bir dönemi kapsar.
Corleone ailesi, Don Vito Corleone'nin başında olduğu, suça dayalı bir örgüt kurmuş olan İtalyan asıllı meşhur bir ailedir. Aile, New York'daki diğer dört aileyle birlikte New York'un yeraltı işlerini yönetmektedir. Ancak Corleone ailesini diğerlerinden ayıran özelliği, Don Corleone'nin cebinde bozuk para gibi taşıdığı politikacılar ve yargıçlardır. Politikacılar ve yargıçlarla olan bu yakın ilişkileri diğer ailelerin açamadığı kapıları açabilmesini sağlamaktadır.


İtalya ve New York'un en meşhur uyuşturucu üreticisi ve dağıtıcısı olan "Türk" lakaplı Solozzo, Don Corleone'den, ilişkilerini kullanarak kendisine yasal koruma sağlamasını ve 1 milyon dolar nakit para vermesini ister, karşılığında elde edilecek kârdan pay teklif eder. Teklife göre, ilk yıl Corleone Ailesi'ne kalacak olan para 3-4 milyon dolar civarında olacaktır. Ancak Don Corleone teklifi reddeder. Gerekçesi, iyi ilişkileri olsa da, Don Corleone'nin uyuşturucu işi ile bağlantısı olduğunu öğrenen siyasetçilerin ilişkilerini gözden geçirme gereği duyacak olmalarıdır. Don Corleone'ye göre politikacılar kumarı bir zaaf olarak görüyorlardır ama uyuşturucu pis iştir. Bunun üzerine arkasına Tataglia Ailesi'ni ve New York'ta polis şefi olan McClusky'i alan Solozzo, Don Corleone'yi vurdurtur. Ölümden son anda kurtulan Don Corleone'yi ve tüm aileyi kötü günler beklemektedir. Bu süreçte, fevri hareketleriyle bilinen, Don Corleone'nin en büyük oğlu Sonny ölecek, II. Dünya Savaşı'ndan kahraman olarak dönen en küçük oğlu Michael ise, daha önce aile işleriyle hiç ilgilenmediği ve bunu istemediği halde olayların akışı onu hikâyenin merkezine doğru itecektir. Ve New York'ta suç aileleri arasındaki savaş başlayacaktır...


Yaz başlarında,hatta daha önce (evet bu filmi taaa haziranda izledim...) ani bir kararlar imdb250 listesine başlamaya karar vermiştim.Uzun zamandır aklımda olsa da bir türlü yapamamıştım.Esaretin Bedeli'ni izlemiştim ve blogda da kendisinden bahsetmiştim,çok beğendiğim bir film oldu.Ve ardından da Godfather geliyordu ve ben şaşırarak,bu film hakkında bir sürü şey duysam da,şimdiye kadar hiç gerçek anlamda izlemediğimi farkettim.


baba film ile ilgili görsel sonucu

Biraz,nasıl desem,adet yerini bulsun diye de izlemiş olabilirim.Herhalde izlemeyen bir tek ben kalmış falan olabilirim.
İzledim,sevdim de diyebilirim.O zamanların atmosferini başarıyla yansıtmıştı,Marlon Brando'nun efsanevi Baba karakteri beni de kendine hayran bıraktı.Adam gerçekten yaşayarak oynamış.Diğer yandan Michael karakterini de çok beğendim(nasıl beğenmeye bilirim ki Al Pacino bu :D ).
Ama filmin konusu ve teması,pek bana hitap etmiyor gibiydi.Bazı bölümlerinde sıkılarak,bazı bölümlerinden heyecanla,bazı bölümlerinde hayran kalarak bitirdim filmi.Ve sonunda tadını damağımda bıraktı.
Bir kere izlenmesi gereken bir film.
Serinin kalanını izler miyim bilmiyorum,ama genel olarak filmi beğendiğimi söyleyebilirim.İlk başta biraz farklıydı,yavaş yavaş sevdim.

Başka yazılarda görüşmek üzere!
Jaa ne minna! ^_^
Logo Design by FlamingText.com

26.7.18

Kitap - Qurban Səid - Əli və Nino


ali ve nino qurban seid ile ilgili görsel sonucu


Selam dünya ben Menolly!

Büyük umutlarla başladığım,ama aradığımı bulamadığım bir kitaptı.

konusu:
Ali ve Nino, “Kurban Said” müstear adını kullanan kimliği tartışmalı yazar tarafından ilk defa 1937’de Viyana’da Almanca olarak yayımlanmış roman.

Bakü’de 1918-1920 yıllarında Bolşevik işgalinin arifesinde Müslüman bir Azeri genci olan Ali Han Şirvanşir ile Hristiyan Gürcü kızı Nino Kipiani arasında yaşanan imkansız aşkı konu edinir. 1937’de Viyana’da yayımlandığı zaman yüzyılın aşkı olarak değerlendirilen eser, Romeo ve Juliet, Rüzgâr Gibi Geçti, Doktor Jivago gibi aşk öyküleriyle kıyaslanmış ve 37 dile çevrilmiştir.Azerbaycan tarihi, milli kimliği, Kafkasların siyasi ve toplumsal yapısı hakkında bilgiler veren eser, Azerbaycan’ın “milli romanı” kabul edilir.
Bakü'de, Birinci Dünya Savaşı ve Rus Devrimi boyunca, Azerbaycan'ın bağımsızlık savaşı verdiği kaotik ortamda geçen romanın kahramanı Ali Han Şirvanşir, soylu bir Müslüman ailenin oğludur. Rus disipliniyle yetişmiş, eğitimli, Hristiyan geleneği ile büyümüş ve Avrupa’nın yaşam tarzını benimsemiş soylu bir ailenin kızı olan Nino'ya aşıktır. Asya'da mı yoksa Avrupa'da mı olduğu tartışma konusu olan Bakü'de, Ali Han'ın kararı “Asyalı” olmaktır. Nino Kipiani ise tersine Avrupalı duyarlılığına sahiptir. İki genç, aşklarını yaşatabilmek için mücadele verirler.

Ali ve Nino'nun hikayesinden eminim çoğunuzun haberi vardır.Azeri çocuk ve gürcü kızın aşk hikayesi.Sovyetlerin kurulmasından önceki dönemi anlatıyor,Azerbaycanda henüz gürcüler,ruslar ve hatta ermenilerin de rahatlıkla dolaştığı ve herkesin dost olduğu o hayal gibi dönemlerden.

Okurken o kadar çok bölümde şaşırdım ki.Birincisi,ben hala ermenilerle o şekilde dost olabilmemizi kavrayamıyorum.Evet,rus çevresindeydik ve rusların kontrol ettiği bir bölgeydik.O açıdan rusların kontrol ettiği diğer yerlerle yakın olmamız mantıklı.Fakat,anlayamadığım bizimle o kadar uzun yıllar dostluk kuran bir milletin birden değişmiş olması.Bağımsızlığımızı ilan ettiğimiz anda bize saldırmaları,sanki yıllardır savaşıyormuşuz da bir birimizden nefret ediyormuşuz gibi davranmaları.Halbuki daha dün kardeş gibi davrandığımızı,ya da davrandıklarını unutmuş gibiler.
Ama,nefret karşılıklı.Eğer ermeniler kan istiyorsa,alacaklar...

Her neyse,anlatmak istediğim bu,nasıl oluyor da yıllarda dost gibi davranan bir milletin içinden böyle korkunç bir canavar,böyle nefret edilesi bir düşman birden bire fırlıyor ne yapsam da anlayamıyorum...

İkinci konu,din konusu.
Ben şahsen dinin kadınlara karşı olduğunu asla düşünmedim.Fakat kitapta ağır bir din anlatımı var ki, benim hiç hoşlanmadığım bazı tarafları barındırıyor.İlk olarak mehzep ayrımı.İster hristiyanlıkta olsun,ister islamda,ben bu konudan hiç hoşlanmıyorum.Bence,hristiyan hristiyandır,müslüman da müslüman.Ortadoks ve ya katolik,şii ve ya suni olmasının bir farkı yok benim için.Ama komiktir ki mezhepler hala önemini korumakta...
Kitapta şöyle bir şey var: 'Kadın bir tarladır.' Bunu okuduktan sonra bir saat gülmüşümdür herhalde.Herneyse,genel olarak kitabın kadınlara karşı olmadığını anlıyorsunuz,ama o dönemin dininde ve bazı karakterlerin din ile ilgili fikirlerinde bu tür öfkelenmeme sebep olan yanlar çoktu.'Kadının ruhu yoktur' ya da 'kadının düşünmesine ve ya istemesine gerek yoktur,o doğurmak için dünyaya gelmiştir' gibi başka saçmalıklar.Ama bunları görüp kitaptan soğumanızı da istemem,genel olarak kitabın konusu zaten din değil,sadece bazı karakterler bu şekilde düşünüyordu ve yer yer değinilmişti.Genel olarak Ali han Şirvanşir'in yaşadığı mühit bu şekildeydi.Ali kendisi de bu şekilde yetiştirilmişti ama neyse o böyle 'dindar' değildi.
Diğer yandan Alinin hiç bir şekilde içki içmemesi çok hoşuma gitmişti,dine bağlı olmak gerekiyorsa işte böyle bağlanmalı.

Kitapta beni rahatsız eden bir diğer şey hikayenin beklediğim gibi olmaması.
Beklediğim şeyleri bulamadım.Elbette,tutkulu ve destansı bir aşk anlatılmış(bildiğim gibi) ama diğer yandan bana biraz da basit geldi.Ne kadar savaşı yaşasalar,ülkelerinden kaçıp Dağıstanda köy hayatı yaşamak zorunda kalsalar ve bunun gibi bir çok güçlükle karşılaşsalar da,bana nedense basit geldi.Karakterleri anlayamadım,özümseyemedim.Ali karakterini pek sevdiğimi söyleyemem,elbette onun bir çok yanını beğendim,fakat yine de kendisini kitabın sonuna kadar benimseyemedim.
Nino da aynı şekilde,bir türlü alışamadım.İkisi Avrupa ve Asya arasında kalmış gibiydiler,tıpkı benim kendimden çok sevdiğim,doğduğum ve büyüdüğüm rüzgarlı şehir Bakü gibi.

Ve okurken,bir kez daha,ne olursa olsun ülkemi sevdiğimi anladım.Doğduğum bu şehri,Baküyü ve doğduğumdan beri yanı başımda olan ve her yaz gidip gördüğüm Hazar denizini sevdiğimi anladım. :)

Kitabı Chisu'nun cover'ı olan ve son zamanlarda severek dinlediğim Chisu - I Walk The Line ile okudum.Okurken şarkı beni çok uzaklara götürdü :)

Yarım bırakacak duruma gelmiştim,ama yine de bitirmek istedim ve dişimi sıkarak sonuna kadar gelmeye çalıştım.Sevdim mi?Eh,fena değildi.Umduğumu bulamasam da severek okuduğum bölümleri oldu.Peki kesinlikle okumalı mıyız?Bence hayır,yani ben o kadar bayılmadım.Pişman oldum mu?Belki de biraz.Ama yine de kitabın verdiği hissi sevdiğimi söyleyebilirim.İsterseniz ve eğer bu tür romantik romanları okumayı seviyorsanız,bir denemeniz iyi olur bence.
(ben romantizm sevmem ama kendimi zorlayıp okudum .... -_-)

O zaman alıntılarla bitirelim:
~~~~~~~~~
Didianı fikirli fikirli mənə baxıb dedi:
-Sizdə çöl adamının ruhu var.Görünür,insanları bölmək üçün yalnız bir doğru üsul vardır:insanları meşə adamlarına və çöl adamlarına bölmək lazımdır.Şərqin içkisiz sərhoşluğu çöldən gəlir.Çöllərdə isti küləklərlə qızmar qum insanı sərxoş edir.Orada həyat sadə və problemsizdir.Meşələr isə min bir suallarla doludur.Çöl isə kimsədən bir şey istəməz,kimsəyə,bir şey verməz və heç bir şey vədd etməz.Lakin ruhun atəşi meşədəki odundan gəlir.Çöl adamının,yəni gözlərimlə görə bildiyim tək bir üzü vardır.O,tək bir həqiqət tanıyır,o tək həqiqət də onun qəlbini doldurur.Meşə adamının isə min bir sifəti vardır.Təəssübkeşlər çöldən,yaradıcılar isə meşədən gelirlər.Bəlkə də Şərq və Qərb arasındakı əsas fərq də elə budur.

~~~~~

Mən ölkədə kök salmış əcnəbi əsgərlərini və Ənzəlidəki cır-cındır geyinmiş,ayaqyalın polisləri,yadıma saldım.Bu idi Asiya.Avropalı olmak qorxusundan silahlarını Avropanın ayaqları altına atan Asiya!

Başka yazılarda görüşmek üzere!
Jaa ne minna! ^_^
Logo Design by FlamingText.com

Kitap - Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan


içimizdeki şeytan ile ilgili görsel sonucu


Selam dünya ben Menolly!

Yine Barış Özcan sayesinde okuduğum kitaplardan bir tanesi.Aslında zaten uzun zamandşr Sabahattin Ali okumak istiyordum ama bir türlü fırsat olmuyordu.Ve sonunda Barış Özcan'ın oku serisinde bu kitaba rastlayınca ve konusunu da çok beğenince,okumaya karar verdim.
Zaten Kürk Mantolu Madonna'nın kahveli fotoğraflarından ve herkesin onu fotoğraf çektirmek için almasından o kadar bıkmıştım ki, onu okumak istemiyordum.Bir diğer sebep ise ablamın okumuş olması ve bana da anlatmış olmasıydı...Böylece İçimizdeki Şeytan ile tanıştım ve okumaya karar verdim.
(not 1: Eğer hala Barış Özcanı tanımıyorsanız verdiğim linke gidebilirsiniz)
(not 2: şu an bu yazıyı neden Vixx dinleyerek yazdığım hakkında hiç bir fikrim yok :D)

Barış Özcan hakkında daha fazlası ve kanalı için

konusu:
"İsteyip istemedeğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticede aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması.. " 
Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış.

Bu kitap beni darmadağın etti.
Hani böyle çok sakin başladı,sonra birden bire öylesine değişti ki, odak noktam tamamen dağılır gibi oldu.Ayak uydurmakta bir süre zorlandım,öyle ki, ortalarında 'biz buraya nasıl geldik' şeklinde tepkiler veriyordum.Beni başarıyla ters köşeye oturtmayı başardı.

Diğer yandan dili çok akıcıydı ve kendini okutuyordu,ilk başta uzun gelse de zevkle bitirdim.
Şüphesiz ki, içimizde 'şeytanlar' olduğunu çok kez düşünmüşüzdür.Benliğimizin kötü bir yansıması,kötülüklerimizin sebebi ya da gizli zevklerimiz diye adlandırdığımız da olmuştur.Benim de içimde böyle bir şeytan var,bu şeytan bana geceden planladığım hiçbir şeyi sabah olduğunda yapmama izin vermiyor.Spor yapmamamı istiyor,ya da genelde bloga girip yazı yazmak için çok yorgun oluyor.Bazen de günlük rusça tekrarı yapmamama engel oluyor.Bazen sadece yerimde uzanıp müzik dinlememe neden oluyor.
Ya da daha kötü şeyler yaptırıyor.Fakat bence hepimiz içimizdeki şeytan dediğimiz şeye,yani daha doğrusu tembelliğimiz,iradesizliğimiz,cahilliğimiz ve nefsimize bir dur demeyi bilmeliyiz.Çünkü eğer ona karşı çıkamazsak,hayatımızı onun eline bırakırsak,kitaptaki Ömer karakteri gibi bir hal alabiliriz.

Ömer yer yer beni güldürdü,düşündürdü ve bir çok bölümde de kendinden nefret ettirdi.Ama yine de kitabın sonunda karakteri anladım ve ona hak verdim.
İradesizlikten hiç hoşlanmam,bende de bazen açığa çıkan kötü bir yan,ama ona karşı savaşmaya çalışıyorum.Bence eğer irademiz olmazsa,bu hayatta hiç bir şey başaramayız,yaşamımız anlamsızlaşır.Herşeyi kaderin,tesadüflerin eline bırakmak doğru değil.Elbette,eğer bir şeyin olacağı varsa olur ve bazen biz ne kadar istesek de bazı şeyler bizim için hayırlı değildir,o yüzden olmaz ama yine de tamamen irademizi elden bırakmamız doğru değil diye düşünüyorum.

Macide karakterini kendime çok benzettim.Hatta onunki gibi bir duruma düşersem ne yapardım diye de düşündüğüm oldu.Bence onun kadar cesur olamazdım...

Bana çok şey katan bir kitap olduğunu düşünüyorum.Bence herkes okumalı,herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşündüğüm bir kitap.Vakit kaybetmeden gidin ve okuyun.
Sabahattin Ali'nin başka kitaplarını da okumak istiyorum.

Kitabı LP - Magic ve BTS - Young Forever ile okudum.Magic bana Ömer ve Macidenin aşkını,Young Forever ise onların genç yaşlarındaki zor ve karmaşık hayatlarını hatırlatıyor.
Buyrun alıntılarla bitirelim:

~~~~
"İçimizde şeytan yok...İçimizde aciz var...Tembellik var...İradesizlik,bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..."
~~~~

Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi.Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı?Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve mühitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumşak olmak daha rahat,daha makul değil miydi?
~~~~~~~

 "Her şeyi düzeltebilirim,onu da,kendimi de kurtarabilirim.Neden olmasın?Ben hayata bağlanmak için ona muhtacım,o idare edilmek için bana muhtaç...Ben onu görmeden evvel hayatın manasını bilmiyordum,bulamamıştım.Şimdi görüyorum ki, o da bensiz yaşayamayacak...Söyledikleri doğru,en az doğru görünenleri bile doğru...Birbirimize rastlamadan evvelki hayatımız sahiden birbirimizi aramaktan başka bir şey değilmiş...Ne aradığımızı bilmeden aramak...Şimdi içim rahat,aradığını bulan ve başka bir şey şey istemeyen biri gibi sükunet içindeyim...Dünyada bundan büyük saadet olur mu?Böyle en felaketli günümde beni en mesut insan olduğuma inandıran bu hislere fena,çirkin şeyler diyebilir miyim?Herkes ne diyecek?...Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki...Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere,bu herkes dedikleri şey beni üzmekten,hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı?Bu yaşıma kadar en iyi zamanlarım tam manasıyla yalnız kalabildiğim günler olmuştu.Ömer yakınlığıyla beni memnun eden,bana saadet veren ilk insan...Herkes kim?Emine teyzem mi?Ahlaksız eniştem mi?Hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı anneciğim mi?..Bunların uğrunda bugüne kadar çok şeylere katlandım,şimdiden sonra beni rahat bırakabilirler...Ben de onları rahat bırakırım...Beni öldü farz etsinler..."Burada güldü ve Ömerin elini sıktı: "Tam yaşamaya başladığım bu andan itibaren beni öldü saysınlar..."
 ~~~~~~
Başka yazılarda görüşmek üzere!
Jaa ne minna! ^_^
Logo Design by FlamingText.com

Kitap - Mir Celal - Bir Gencin Manifestosu (Bir Gəncin Manifesti)


bir gencin manifesti ile ilgili görsel sonucu

Bu kitabı öğretmenlerim ve etrafımdaki bir çok kişi uzun zamandır bana tavsiye ediyordu.Ama ben bir türlü okuyamamıştım.Sonunda geçenlerde okudum.

konu:
"Bir gəncin manifesti" əsəri Mir Cəlalın yaradıcılığının kulminasiyası, zirvəsidir! 
Roman həm məzmunu, ideyası, həm də bədii mükəmməlliyinə görə, yazıçının başqa əsərlərindən xeyli yüksəkdə dayanır. XX əsr Azərbaycan ədəbiyyatının şedevrləri sırasında qərar tutan bu roman Mir Cəlalın yaradıcılığında uzun illərdən bəri davam edən mütərəqqi ənənələrin xoş nəticəsidir.
"Bir gəncin manifesti" romanına Azərbaycanda və yaxın-uzaq xaricdə yüksək şöhrət qazandıran amillərdən biri də Mir Cəlal Paşayevin müəllif kimi son dərəcə səmimiliyi, insanlıq adına ləkə gətirən tüfeyli ünsürlərə güclü nifrəti, sadə, sıravi zəhmət adamlarına sonsuz sevgisidir. Sıravi insana bu məhəbbət ədibin xüsusilə Sona və balaca Bahar surətlərinə münasibətində özünün canlı ifadəsini tapmışdır.
Əsərin qəhrəmanı qüvvətli, iradəli olduğu qədər də mübarizliyi ilə seçilən gənc Mərdandır. Ədib baş qəhrəmanını Mərdanın sarsılmaz anası Sona, ağıllı Bahar, igid Yaqub, dünyagörmüş Mövlam kişi, xeyirxah usta Rəhim və başqa bu kimi parlaq surətlərlə əhatə etmişdir. Burada xarakterlərin son dərəcə aydınlığı "Bir gəncin manifesti" romanının bədii dəyərini artıran ən əsas amillərdən biri kimi xüsusi qeyd edilməlidir. Romandakı xarakterlərin demək olar ki, hər biri fərdi xüsusiyyətlərə malikdir. İstər zəhmətkeş xalqı, istərsə də hakim təbəqəni təmsil edən adamların sinfi təbiəti əsərdə çox aydın və təsirli şəkildə, fərdi xüsusiyyətlərlə canlandırılmışdır.

Bir çok kez içim kararsa ve kitabı anında bitirmek istesem de,biraz da kendimi zorlayarak da olsa kitabı bitirmeği başardım.
Sovyetlerden hemen öncesini anlatan kitap,gerçekten o dönemin hissini başarıyla veriyor.
Okulda bir bölümünü okumuştuk,Baharla ilgili bir bölümdü.O zaman saf bir çocuğun yaşadıkları içimi bir hayli acıtmıştı.Tamamını bir kez daha okuyunca,çocuğa daha da acıdım.Ve en azından bu kadarını yaşamadığım için bir kez daha şükrettim,şanslı olduğumu farkettim.Elbette,bu yüzyılda,bu dönemde de bir sürü sorunlarımız,problemlerimiz var ama en azından hiç birimiz Baharın yaşadıklarını yaşamak zorunda değiliz.

Sovyetler birliği ile ilgili bir sürü propaganda var,elbette,tahmin ettiğim gibi.Süleymen Sani Axundov'un eserlerinde de vardı.O zamanki yazarların fikirlerini ve içindekileri özgürce yansıtamaması ne acı,değil mi?Gerçi,bence hala aynı ama :/
İdeolojilerle ilgili bilgi edindikçe kafam karışıyor.Sosyalizm,kommunizm,faşizm,hangisi en kötüsü?Hangisi en iyisi?Herkesin doğrusu farklı ve herkes bir şeyleri kötülüyor ve ben hala dünyadaki kötülüğü anlamıyorum.

Merdanın cesareti ve Sonanın vatan sevgisi,namusunu koruma şekli beni gururlandırdı.Bir kez daha ülkemle gurur duydum.Eminim hepiniz Sonanın meşhur 'köpeğe atarım,yabancıya satmam' repliğini biliyorsunuzdur.Kendi elleriyle yaptığı halısını parasızlıktan satışa çıkarmış,fakat bir ingilizin evinde olmasına gönlü razı gelmediği için satmamıştır.
İlk okulda kitabın o bölümü kitaplarımızdan okuduk,Sonanın bu vatan severliğini öğrendik.

Eğer azerbaycanca bir şeyler,azeri yazarlardan bir şeyler okumak istiyorsanız,bunu deneyebilirsiniz.Fakat,şimdiden uyarayım,okuduktan sonra bile bir süre hafif bir karamsarlıkla dolaşabilirsiniz,bende öyle oldu.

Son olarak,bahsi geçen dönemde yaşamak ister miydim?Belki Sovyetlerden sonra,SSCB'nin nasıl kurulduğunu ve geliştiğini kendi gözlerimle görmek isterdim.
Kitaptan sizlere göstermek istediğim bir alıntıyla bitirelim.

Nədir bu?Sərbəst yaranan insanın boğazına daş basılır,deyən dil kəsilir,gözünə qara pərdələr asılır.Düşünən beyninə zindan kimi çəkiclə döyürlər.Deyəsən bizə məlum olmayan sirli və amansız bir əl var.Ətcəbala quşu yuvasından götürüb daşlıqlara tullayan kimi,insanı zəhmət adamlarını da ana qucağından qovur bu zalımların qabağına qatırlar.Yazık zəhmətkeş,sənin zəbt olunmayan,zorlanmayan nəyin qalmışdır!Axırda öz əcəlinlə ölmək səadətini də itirdin!Qulluğunda dəstəfərman durduğun ağalalar səni hər gün məhrumiyyət,əzab içində işlədir,hər gün məhv etməyə çalışırlar.Bu gördüyün şəhərlər,keçdiyin küçələr,ayaqladığın torpaq sənə bir həqiqət pıçıldayır: "Qorun!" Qorunmaq mümkündürmü?
Yox,mollalar deyir,insanın çiynində məlaikələr oturmuştur.Bu,yalan deyil,yanlışdır.Çiynimizdə mələk yox,casuslar,cəlladlar oturmuşdur.Onlar bizi məhv etməyə fürsət axtarırlar.Budur,yazığı boğazlayırlar.Bu azğınlar,qatillər insanı nə bəlalara mübtəla etməmişlər?
sayfa 44-45. 
 

Başka yazılarda görüşmek üzere!
Jaa ne minna! ^_^



Logo Design by FlamingText.com



Okuduğum bloglar